Sunday, 23 December 2018

ne bahıon biraz gül la

bi gün eli yüzü eli yüzüme, fikri fikrime, boyu boyuma, huyu huyuma biriyle kiraladığım üstü açık arabada (maksat forsumuz olsun yoksa ilerde milli arabamız tofaşka binicem, rahat olun yani yarında huzur evine yerleşiyorum merak etmeyin) tatilimiz için yolda tinimini tinimini giderken teyipte şu müziği özellikle açmak istiyorum, "BİR ZAMANLAR FIRTINALAR ESTİRİRDİM" :)

çok güzel be hissiyatı. sağ koltukta sevdiğim insan, teyipte çok sevdiğim iki ismin düeti, cabrio arabanın vermiş olduğu hava, yavaş gitmeme rağmen esen rüzgarın tenimi okşayışı, güneşin solgun ılığı, suratlar maskesiz naturel gülüş, deniz qum qüneş falan şaka şaka

bazıları uyuyarak kaçar, bazıları anlatarak neyse bazılarını boşver. bende yazarak ve kurduğum hayallerle avunan bir insanım. suratımda gülümsemeyle gezsemde genelde, sanki artık suratımda gülücüğün esamesi okunmuyor. ciddileştiğimden falan değil ha, kaçamadığım için bir bir gördüğüm için. bak ne güzel diyor şarkıda, "aşıklar kaçamaz"

güzel şeyler ya, geleceği düşünerek yaşamak o günün geleceğine inanıp o günü iple çekiş. o günün ümidiyle bugünkü zorlukların üstesinden gelip, o günü göremeden ölmeye ne demeli? ne dendiği konusunda fikrim yok ama umarım ömerin gelecekte yaşayacağı şey falan denmiyordur

yerleşicen köye, çekilicen inzivana ama öyle yalnızım malnızım değil. kafan rahat olacak mis gibi köyde yaşayacaksın etin sütün yumurtan doğal olacak. stüdyon olacak canın mı sıkıldı kayıt alıcan bi parçayı atıcan youtube'a 5 milyon hit temiz. haftada 2 şarkıdan 1 ayda 20 milyar kazanıcan öffffff. nah kazanıcan nereye kazanıyon youtube babanın oglu mu? çapına göre hayal kur, sikerim

devam, nerde kalmıştık heh en son sikiyoduk. arada bi kaçamak yapacaksın istanbula ona şuna buna. bi orda bu burda, ne oldugun yere baglı, ne dogdugun yere her şeyden az az sırtım agrıdı ben gidiom

Sunday, 25 November 2018

eskiden 1

Oldum olası düşünmüşümdür; başlangıcı, yaratılışı, var oluşu ve zamanla tecrübe ettiğimiz yok oluşu. 
Bulutların hüzünlenip semadan, arza ağlaması... Kampana bungunu havanın, yeryüzüne üflemesi... Ezelden ebede varlığını makro tutarlılıkla vikaye eden hayatı... 

Yaşanılan hayat veyahut duygu hep aynıydı, tek fark onu bize yaşatanların farklılığıydı. Aynı kabın içindeki su gibiyiz, şekil almaktan başka ne geliyor ki elimizden? 


Cürmümeşhut yakalanan insanlara bakın, onlara hatayı yaptıran şey yaptıkları karşısında karşılık bulamamaları olmuştur bu yaşamda. Hepte bu değil midir zaten en korktuğumuz şey? Bazı şeylerin karşılıksız oluşu sindirilemez bi hakikattir oysa ki. 

"Buna mukabil" cümleside, duygu tedavülümüzle yapışık, sevişik, ayrılmaz oluşu sindiremeyişimizinde tek esaslı kaynağıdırda aslında. Hülasa, genellemek tartışılsada kısmi bi part için, doğru yoldan nasibini almayan alamayan, yanlış yoldan nasibini arar, demek yanlış olmaz sanırım. 

Ve evet, duygular çok güçlü silahlardır, eğer mantığın duyguları yönetmeyi devralmazsa, elinde patlayabilir. Tarih tekerrürden ibaret değildir, tarih insanların aynı yaptığı yanlışlardan ibarettir, aynı yapılan yanlışlarsa, duyguların azizliği... 


Peki, umut iyi midir sizce? Umutsuzluk mu yada? Cevabı ben vereyim, umuduna yenik düşenlerin umutsuzluk, umudedenlerinse zaman içinde vereceği cevaptır umutsuzluk. Yani iki şekildede umutsuzluk galip gelir. Tıpkı ait olma yada olunma duygusuyla yanıp tutuşan birinin; kalbini ondan ona, ondan ona, sektirme çabası gibi; işin üzücü kısmıysa zamanla keyif alamamaya başlarsın, hafif meşrepleşmiştir duyguların, vücudun, kalbin ve ne yazık ki sen... 

Yaşanılan karşısında pırpır atan kalbin, yanıp tutuşan vücudun, duygu selinde boğulmuş hislerin artık yaşanılmasada farketmeyen, farkedilmeyen... 

İşte tüm bunlar yüzünden, inanmak istediğimiz şeye inanırız, neden mi? Çünkü hakikat acıdır, acıtır. 


İşte tüm bunlar yüzünden, dünyayı görmek istediğimiz gibi görürüz, neden mi? Çünkü dünya kirlidir, kirletir. 


Sanmayın ki paksınız, tek pak olan zat-ı paktır. koskoca BENİM bile bakire olmadığım bu kerhanede, siz hayli hayli bakire değilsiniz!

Saturday, 24 November 2018

kambur burman

sıra sıra dizdiğim oyuncaklarım, her yağmur sonrası pencereye yapışıp dışarıdaki yağmuru seyredişim; o nem kokusu, camdaki nefesimin buharı, mermerin soğukluğu, parmaklıklardan süzülen damlacıklar, yağmurun şip şip sesleri yaşım belki 2 belki 3 göt kadar mermere götümle oturabilecek kadar küçüğüm anlayacağınız. pek severim yağmuru ben, lakin bilinçsiz yaparım bunu. tekte o değil, camdaki mermere oturup izlemeyi severim etrafı her ne kadar binalarla çevrelenmiş olsada görüntü, dedim ya 2 3 yaşlarında meraklı bir oğlanım ben. yağmur olduğunda içeride, hava güneşli olduğunda dışarıdaki mermerde oturur izlerim çok severim ben izlemeyi, gözlemeyi sıkılmamda hiç saatlerce izlerim. belkide yapacak başka bi şeyim yok kim bilir, dedim ya 2 3 yaşındayım. leğende yıkar annem beni çok küçüğüm ben sığabilecek kadar, su bazen çok sıcak olsada alışmış gibiyim yani anlayacağınız kudurmuştan hallice bi halim var. kaçarım ara sıra çıplak şekilde köpüklü köpüklü leğenden, halılara köpük su dökülür umrumda mı? çıplakça bahçeye koşarım minik bacaklarımla olabildiğince eforlu. annem yetişemez bana eşarbını bağlamadan çıkamaz çünkü benim annem, ama bağladı mı yekten beni leğene oturtmasınıda iyi bilir annem benim. ılık, bulanık suda ördekle oynamayı severim enteresandırda normalde sıktığında temiz ses veren ördek, suyun içine girdiğinde bozuk ses çıkarır, gülerim. "anne bak ördek bozuk ses çıkarıyo ıhııı hıı" gülmeyide tam bilmiyorum ama öğrenirim, önümde uzun bi hayat var daha nasıl olsa. her pazar çöp arabalarını, o yanıp sönen ışığını, sesini, çöp kokusunu, çöpleri angarına dolduruşunu sıkılmadan izledim senelerce. cumartesi pazar sabahları erken kalkar mutfağa gider süt-gofret koyar, bacak bacak üstüne atıp çizgi film izlerim ben. ilk ben açarım perdeleri, simetride hastası değilim ama evde biraz toplu olmalı dimi? karnım aç olduğunda, sabunun tadınada baktım unutamıyorum hala o tadı. belki 1 yaşındayım belki yokum, ama deniyorum işte deniyorum. babam işten geldiğinde küçücük koltuk arkasına saklanırdım. tek çocuk olduğum zamanlarda da gayet eğlenceliydim. babam içeri girer sessiz sessiz ve bi anda beni korkutur, "böööö!" diye, ufak bi nara atarım gülerek çıkarım koltuk arkasından. kesintisiz devam eder bu her gün. sonra yeni bi kardeş gelir yanıma, çok kıskanırım onu çok kızarım ona herkes onla ilgilenir çünkü, fotoğrafımı çekeceklerse çirkin pozlar veririm dil çıkarırım mesela bu böyle gider bi müddet, yeni kardeşi severken ona güzel sözler söylerken babam banada göz kırpar, o an mutlu olurum ve böylelikle daha çok sevildiğimi hissederek kıskançlığımı atarım bi kenara korniş korniş.
belki 4 5 yaşlarıma kadar hayatım böyle geçer ama asıl fırtına ilkokula gittikten sonra kopar evden ayrılışlar, mahalle maçlarındaki, "akşam ezanında biter beyler" durumları. çok güzel yıllardır onlar, sürekli bakıp iç çektiren yıllar. en boktan şeyde şu, sevdiklerinle geçirdiğin uzun yıllar zaman seni uyutuyor, hissettirmiyor hiçbir şeyi, esirgemiyor yani büyüsünü. her çocuk büyümek ister ama bizim üç numara neden büyümek istemiyor? onu buna iten ne acaba merak ediyorum bunu. okula yeniden başlamak istiyorum her şeye yeniden başlamak istiyorum diyor sanki 57 yaşına gelmiş bi ton pişmanlık sahibi emekli amca dersin. işin en ilginci bu yaşında farkındaysa bunca şeyin, umarım sırtındaki kamburların sebebi olmaz bunca şey

Saturday, 17 November 2018

zaman zaman gelir zamanı zamanın

lise 1 zamanlarım, radyo vasıtasıyla tanışacağım kanber abimin ara sıra radyo programına katılırdım. ilk orada duymuştum ibrahim sadrinin sen benim 17 yaşımsın şiirini o kadar hoşuma gitmişti ki, tabi o zamanlar sevdiğiniz bi şarkı varsa ona denk gelmeyi beklemek zorundasınız, sizin elinizde olan tek şey bi bokun elinizde olmadığı. o yıllar çok güzeldi be belkide ondan hızlı geçti. ama bilmiyorum ki, büyüklerde hep zamanın gitgide daha hızlı geçtiğinden yakınır. burdan konuyu izafiyet teorisine bağliyim mi lan he? eheh şaka şaka. öyle yaşıyoruz ki bi bokun farkında değiliz, der ya italyanlar carpe diem başka bi şey demiem diye, heh aga o iş yaş ya valla ben düşündüm, o kadar düşündüm ki anı yaşadığımız anlar çok daha hızlı geçiyor anlamıyosun lan nası yaşlandığını. belki şu yaşadıklarım, şu an şunları yazışım ömrümün daha yavaş tükendiğini hissettiriyor bana, yok lan öylede değil orospu çocuğu aynştaynın sikik teorisi işte, nat mor.

geçmeyin lan yıllar geçmeyin anasını satayım geçtikçe benden eksiltiyonuz, her şeyden eksiltiyonuz. olmuyo mu lan geçmeseniz, yetmedi mi öldürdüğünüz insan, yetmedi mi bitirdiğiniz güzelim anlar, anılar. eskinin kavgaları bile iyiydi lan en azından erkekçeydi. şu an mevzuya gitsem götümü mü keserler, kurşunla mı seviştirirler belli değil öyle yada böyle geçti seneler amazon ormanı saçım asya bozkırlarına dönen saçım ahh ahh.. en çokta sana bu yüzden kızıyorum zaman, sevdiğim her şeyi alacaksın. sana meydan okumak resmen sıfırı tüketmek o yüzden geç ama, bari yavaş yavaş geç be zaman yavaş yavaş. bu mevzularla alakalı güzelimde bi söz vardı onuda ekleyeyim forsumuz olsun eyvallah, "her insan dünya üzerinde zamanın bıraktığı bi yara izidir."

nüteküm öyle de yetişemiyor insan bi şeylere ve geçtikçe zaman dahada artıyor o telaş, o yetişememe. yıllar geçtikçe farkediyosun ki zaten çoktan kaybettiğin bi oyunun içinde maçın bitmesini bekliyosun. altın değerinde bi söz var ihtiyarlar, büyükler herkes söyler bunu, "gençliiin gıymetini bil evlad" şeklinde. bu sözü artık duymuyorum, en çokta bu koyuyo

Tuesday, 30 October 2018

buruldum

derin bir ooff off çekiyorum şu l&m'yi izlediğimde, içimde ayrı bi burukluk oluyor işin boktan kısmıysa her gün o burukluk daha da artıyor, sırtıma kambur bana külfet. hayata dönüp, "fıtığım lan been!" diye bağırasıda gelse, bağıramıyor devam ediyor hezimete uğramaya, buhranda sürüklenmeye. yaşadıkça pişmanlıkları artıyor insanın istediğin kadar güzel yaşa istediğin kadar dolu yaşa. sorunlardanda istediğin kadar kaç, o sorunlar usain bolt'un dünya rekoruna 9.58lik deparı gibi koşuyor arkandan, final malum. ne kadar çok yaşamak o kadar burukluk

Sunday, 28 October 2018

deneme, denemesene lan!

uzun zaan oldu yazmaalı. bakalım bişiler yazıcaz yine, yeri gelir saçmalar, yeri gelir efkar kasar, yeri gelir içlenir yani her neskim yapıyosam geniş zamanda yaparım. çünkü dar kalıplara sığamıyorum anladın mı bebeğim, evet evet doğru duydun sığamıyorum. kulağında bi sorun yok yani raad ol moruQs. neyse bu yazıda yeri gelir saçmalar nası oluyomuş onu gördük. bilgi sıçmak için kafam henüz hazır değil ondan kellü böyle idare edecüğük eccük. ahanda şive komediside yaptım, tamam  neyse tüm klişeler bittiyse dağılmasak mı artık?