sıra sıra dizdiğim oyuncaklarım, her yağmur sonrası pencereye yapışıp dışarıdaki yağmuru seyredişim; o nem kokusu, camdaki nefesimin buharı, mermerin soğukluğu, parmaklıklardan süzülen damlacıklar, yağmurun şip şip sesleri yaşım belki 2 belki 3 göt kadar mermere götümle oturabilecek kadar küçüğüm anlayacağınız. pek severim yağmuru ben, lakin bilinçsiz yaparım bunu. tekte o değil, camdaki mermere oturup izlemeyi severim etrafı her ne kadar binalarla çevrelenmiş olsada görüntü, dedim ya 2 3 yaşlarında meraklı bir oğlanım ben. yağmur olduğunda içeride, hava güneşli olduğunda dışarıdaki mermerde oturur izlerim çok severim ben izlemeyi, gözlemeyi sıkılmamda hiç saatlerce izlerim. belkide yapacak başka bi şeyim yok kim bilir, dedim ya 2 3 yaşındayım. leğende yıkar annem beni çok küçüğüm ben sığabilecek kadar, su bazen çok sıcak olsada alışmış gibiyim yani anlayacağınız kudurmuştan hallice bi halim var. kaçarım ara sıra çıplak şekilde köpüklü köpüklü leğenden, halılara köpük su dökülür umrumda mı? çıplakça bahçeye koşarım minik bacaklarımla olabildiğince eforlu. annem yetişemez bana eşarbını bağlamadan çıkamaz çünkü benim annem, ama bağladı mı yekten beni leğene oturtmasınıda iyi bilir annem benim. ılık, bulanık suda ördekle oynamayı severim enteresandırda normalde sıktığında temiz ses veren ördek, suyun içine girdiğinde bozuk ses çıkarır, gülerim. "anne bak ördek bozuk ses çıkarıyo ıhııı hıı" gülmeyide tam bilmiyorum ama öğrenirim, önümde uzun bi hayat var daha nasıl olsa. her pazar çöp arabalarını, o yanıp sönen ışığını, sesini, çöp kokusunu, çöpleri angarına dolduruşunu sıkılmadan izledim senelerce. cumartesi pazar sabahları erken kalkar mutfağa gider süt-gofret koyar, bacak bacak üstüne atıp çizgi film izlerim ben. ilk ben açarım perdeleri, simetride hastası değilim ama evde biraz toplu olmalı dimi? karnım aç olduğunda, sabunun tadınada baktım unutamıyorum hala o tadı. belki 1 yaşındayım belki yokum, ama deniyorum işte deniyorum. babam işten geldiğinde küçücük koltuk arkasına saklanırdım. tek çocuk olduğum zamanlarda da gayet eğlenceliydim. babam içeri girer sessiz sessiz ve bi anda beni korkutur, "böööö!" diye, ufak bi nara atarım gülerek çıkarım koltuk arkasından. kesintisiz devam eder bu her gün. sonra yeni bi kardeş gelir yanıma, çok kıskanırım onu çok kızarım ona herkes onla ilgilenir çünkü, fotoğrafımı çekeceklerse çirkin pozlar veririm dil çıkarırım mesela bu böyle gider bi müddet, yeni kardeşi severken ona güzel sözler söylerken babam banada göz kırpar, o an mutlu olurum ve böylelikle daha çok sevildiğimi hissederek kıskançlığımı atarım bi kenara korniş korniş.
belki 4 5 yaşlarıma kadar hayatım böyle geçer ama asıl fırtına ilkokula gittikten sonra kopar evden ayrılışlar, mahalle maçlarındaki, "akşam ezanında biter beyler" durumları. çok güzel yıllardır onlar, sürekli bakıp iç çektiren yıllar. en boktan şeyde şu, sevdiklerinle geçirdiğin uzun yıllar zaman seni uyutuyor, hissettirmiyor hiçbir şeyi, esirgemiyor yani büyüsünü. her çocuk büyümek ister ama bizim üç numara neden büyümek istemiyor? onu buna iten ne acaba merak ediyorum bunu. okula yeniden başlamak istiyorum her şeye yeniden başlamak istiyorum diyor sanki 57 yaşına gelmiş bi ton pişmanlık sahibi emekli amca dersin. işin en ilginci bu yaşında farkındaysa bunca şeyin, umarım sırtındaki kamburların sebebi olmaz bunca şey
No comments:
Post a Comment